Oda Arkadaşınla Tanış

Çoğumuz 20 günü aşkın süredir evdeyiz. Peki ne kadar daha evde kalacağız? Bu salgın bitince hayatımıza kaldığımız yerden devam edebilecek miyiz? Bunun gibi onlarca soruyu kendine sorduğunu biliyorum. Bu soruların hepsinin ortak bir noktası var. O da ‘kesin cevaplarının olmaması’

İnsanın, belirsizlik ile mücadelesi hakkında bilgi alabileceğin kişiler sanıyorum ki psikologlar ve psikiyatristler. Benim böyle bir uzmanlığım yok ancak zamanında belirsizlik ile mücadele için yıllarımı harcamış biri olarak bu konuda ciddi bir savaş deneyimim olduğunu söylemem gerekir. Düşmanla ciddi bir süre göğüs göğüse çarpıştım. Onun güçlü ve zayıf yönlerini bir çok kez görme fırsatım oldu. Peki savaşı kazandım mı? Kaybetmedim diyelim…

Bana sorarsan; ‘Modern insanın en büyük sorunu nedir?’ diye… Kibir derim. Kibir yanında promosyon olarak ‘her şeyi yönetmeliyim ve kontrol etmeliyim’ baskısını da getirir. Bu, bir insan için çok büyük bir yük. İyi haber şu ki bu yükü omuzlarına almamak senin elinde. Kötü haber ise 2020 yılında yaşayan bir insan olarak adeta bu yükle yaşamaya zorlanıyorsun. İraden zayıfsa ‘kendini bir bok sanmanın hazzına’ karşı koyamıyorsun.

Her şeyi yönetme isteğinin insana neler yaptığını anlayabilmek için çevrendeki beyaz yakalı yöneticilere bakabilirsin. Gergin insanlardır bunlar, telaşlıdır hep bir şeyleri yetiştirmek zorundalardır. Bir insan neden bir şey yetiştirmeye çalışır? Çünkü uyulması gereken bir planı vardır. Bu planın dışına çıkılırsa durum yönetilmemiş olur. Yönetilemeyen bir durum beraberinde belirsizlik getirir. Sonra bu döngünün içerisinde hamster gibi dönerek hayatını devam ettirir.

Bu arada sadece beyaz yakalı, ütülü gömlekli arkadaşlar değil hepimiz bu belirsizlik lanetine karşı tepkiliyiz. Örneğin şu an Covid 19 nedeniyle sosyal izolasyon gereği evden çıkmıyoruz. Gerçekten de kimse bunun ne zaman sonlanacağını bilmiyor. 1 ay da sürebilir 3 ay da. Biri çıkıp deseki ‘sık dişini kesin 10 gün sonra bitecek’ rahatlarız, en azından bu kadar delirmeyiz. Ancak ne kadar süreceğini bilmemek hepimizin beynini içten içe kemiriyor. Özellikle de belirsizliğe tahamülü olmayan modern insan için bu çok ama çok acı verici.

Bu acının geçici de olsa dinmesinin tek bir yolu var. O da ‘İnanmak’. Yine Korona Virüsü Salgının’dan örnek verecek olursak, bir uzman çıkıp sana dese “2 haftaya bu iş tamam artık herkes eski hayatına dönebilecek”. Önünde iki seçenek var o kişiye inanmak ya da inanmamak. Kesin olan şu ki inanırsan o an rahatlayacaksın. Yeni bir belirsizlik uyaranı gelene kadar gelecek ile ilgili verilmiş bu bilgi senin acını dindirecek.

Hayat tabi seninle uğraşmaya devam ediyor. İki gün sonra başka bir uzman çıkıp diyecek ki, ‘hayır bu iş 2 ay da sürebilir 6 ay da şu an kesin bir şey söyleyemeyiz’. Bu adamı hiç beğenmedin di mi? Anlamıyor bu işten, çünkü anlasa sana kesin rakam verirdi. En iyisi sen iki haftaya bu iş çözülür diyip gönlünü serinleten güler yüzlü uzmana inan. Böylece kontrol edebileceğin alanın hala içinde kalabilirsin.

Şu anlattıklarım ölçüsünde, tv programlarına ‘bilim insanı’ sıfatıyla çıkan kişileri gözünün önüne getir. Tartışma programlarında hangisine daha çok süre veriliyor? Hangisi daha çok takipçi kazanıyor? Hangisinin dedikleri daha çok ciddiye alınıyor? Tabiki uydurma da olsa insanların belirsizliğini gidermeye yönelik davranışlarda bulunanların. Yani süre verenlerin, formül verenlerin, ‘kesin’ kelimesiyle cümleye başlayanların.

Korona daha Türkiye’de popüler olmadan kimi bilim insanları çıkıp tv lere ne dedi? Kelle paça için tuzlu su yapın vs. Diğer bilim insanları ne dedi? Henüz virüsü tanımıyoruz deneyesel tedaviler var değişken durumlar söz konusu tek bildiğimiz şey hijyen kurallarına dikkat edin ve sosyal mesafenizi koruyun. Peki insanlar hangisine inandı? Kelle Paça Wins! Çünkü net bir vaadi vardı. ‘Kelle paça iç, hastalıktan korkma’. Süper formül! Belirsizlik bitti sorunlar da bitti.

Peki gerçekte ne oldu? Kelle Paça, tuzlu su olayının safsata olduğu ortaya çıktı. O beğenmediğin kesin konuşmayan, çünkü uydurmayan bilim insanlarının dediklerine gelmeye başladın. Peki akıllandın mı? Hayır… Yine arkadaşlarınla konuşurken onlardan daha önce duymadığın bir bilgiyi kulakların arıyor. “Tarih verin bana tarih verin!” diye adeta çırpınıyorsun. Ama nafile… Bugünlerde kimse gerçekten ne olacağını bilmediğinden açlığını bastıramıyorsun.

Aslında belirsizlikle hep aynı evde yaşıyordun. Tek fark bu sıralar aynı odada yaşamaya başladın. Bu zorunlu oda arkadaşlığı bir süre daha sürecek gibi (bak yine belirsizlik!). Onu odadan kovabilirsin ama sen uyurken kapıyı açıp geri gelecektir. Sabah uyandığında ilk onun yüzünü göreceksin. O nedenle fırsat bu fırsat onunla vakit geçirmeyi, sevmesen de onu anlamayı, gözlerinin içine bakmaya cesaret etmeyi deneyebilirsin. Bana inan bir süre sonra bu durum onun hiç hoşuna gitmeyecektir sen kovmasan da kendi isteğiyle odasına çekilecektir.