Farkında mısın?

20’li yaşlarımın ortalarında, temiz bir depresyona girmiştim. İlk önce ıvır zıvırla geçiştirmeye çalıştım ama baktım olacak gibi değil, direkt psikiyatriste attım kendimi. Şansıma iyi de bir doktora denk geldim. Kendisinin üzerimde ciddi emeği vardır sağolsun 2-3 ayda beni toparladı sonra hayatıma kaldığım yerden devam ettim.

Hayatıma devam ettim diyorum ama tabi ki öncekinden biraz farklı olarak 🙂

Süreç bitince kendime söylediğim ilk şey “Tekrar benzer bir dönemi yaşamak istemiyorum” olmuştu. Mantıken bunun sağlanabilmesi için önce yapılması gereken “Neden böyle bir süreç yaşadım?” sorusunun cevabını bulmak, ondan sonra da “Tekrarlanmaması için ne yapabilirim?” sorusunun cevabını da bulup en nihayetinde de gereken neyse onu yapmaktı.

Tabi hayat yukarıda yazdığım gibi 2×2=4 değil. Ama o yaşta hormonlardan mıdır bilinmez, insan her şeyi yapabileceğini düşünüyor. 35 yaşından sonra da aslında durumun böyle olmadığını anlamaya başlıyorsun.

Dede gibi konuşmayı bırakıp konuya geri dönüyorum…

Heyecanla sorularımın cevabını bulmak için araştırmalara başladım. O zaman Google’da aradığın her şeyi fazlasıyla bulamıyordun. Ben de çözüm yeri olarak kitapçıları seçtim. Hemen Psikoloji kategorisindeki kitapların olduğu yere gittim ve olayı çözebileceğimi düşündüğüm ilgili ilgisiz ne kadar kitap varsa satın alıp günlerce aylarca okudum. Hayatımın en yoğun kitap okuduğum dönemi olabilir. Psikolojiyle başlayan okumalar konu derinleştikçe mecburen “Kişisel Gelişim” kategorisine doğru evrildi. Zaten benim gibi ‘genius’ lar kendi başına çözebileceklerine inansınlar ve tonla para harcasınlar diye benim bile anlayabileceğim şekilde o kitapları yazdıklarını şu an daha iyi anlıyorum

Neyse o kitapların tamamından çıkan özeti birkaç madde ile sıralamak gerekirse:

– Sen her şeyi yapabilirsin yeter ki iste.
– 10 adımda lider olabilirsin (Sanki tarihteki tüm liderlerin D&R kartı vardı)
– Farkındalığını arttır, kendini tanı.

Yukarıda bold olarak yazdığım o “Farkındalığını arttır, kendini tanı” kısmı beni çok cezbetmişti. Çünkü sunulan şey çok mantıklıydı. Önce kendini tanımalısın, kendinin farkına varmalısın, sen aslında kimsin neler seni mutlu eder neler mutsuz eder? Çevrendeki insanlarla empati kurup olayları farklı bir açıdan değerlendirebilirsin. Dolayısıyla farkındalığın ne kadar artarsa o kadar psikolojik olarak güçlü olursun. Bu gerçekten teoride muhteşemdi.

İşte bu fikri satın aldığım o gün benim cehennemim başladı 🙂

Kendimi tanıma kısmında her geçen gün daha fazla yol katediyordum. Empati kurma konusunda da oldukça istekliydim ve hiç olmadığı kadar insanlarla iletişimim düzelmeye başlamıştı. Gerçekten kendime ve çevreme olan farkındalığımın artması işleri yoluna koymaya başlamıştı.

Taaaaaaa ki farkındalığı düşük olan eski versiyonumu tamamen rafa kaldırana kadar 🙂

Kendimle ilgili kısmı burada bırakıyorum. Bundan sonra senin üzerinden ilerleyelim. Şimdi düşünmeni istiyorum…

Sen bu yazıyı okurken; Birleşmiş milletlerin raporuna göre her 10 saniyede 1 çocuk açlıktan hayatını kaybediyor…

Az önce “Yazı acaba nasıl devam edecek?” diye düşünürken ve duygu durumun stabilken artık bu bilgiye sahip olduğun için şu an 5 saniye öncesine göre daha mutsuzsun. Tabi vicdanın varsa… Ama farkındalığın arttı di mi?

Bu çok uç bir örnekti biliyorum. O zaman şöyle yapalım;

Aynanın karşısına geç ya da uzanırken gözlerini kapa ve kendine şu soruyu sor;

“Ben nasıl biriyim?”

İlk aklına gelen cevabı bir yere not et ve derinlere doğru devam et. Muhtemelen derinlere indikçe verdiğin o ilk cevaptan baya bir uzaklaşacaksın. Hatta kendini deştikçe, oralarda bulacağın şeyler seni pek de memnun etmeyebilir. Bana sorarsan, seni orada rahatsız eden şey, insanın gerçek özü ile, bize toplumun(ya da sistemin) öğrettiği “olmamız gereken halimiz” arasındaki ciddi uçurum.

Ama sorarlarsa “farkındalığım arttı” dersin 🙂

Şimdi son bir soru daha soracağım. Bugüne kadar önünde beklediğin yol ayrımlarını düşün. Ya sağdan gidecektin ya da soldan. Seçim yaparken bazılarında düşünmeden birini seçip devam ettin bazılarında ise enine boyuna tarttın düşündün kendini analiz ettin sana uygun olasılıkları hesapladın vs yani seçimini “farkında olarak” yaptın.

Şimdi geçmişe dönüp baktığında hangileri seni daha çok senmişsin gibi hissettirdi?

Peki bunu daha önce fark etmiş miydin? 🙂