Dünya Nereye Gidiyor?

Bu sıralar çok popüler bir soru…

Ortamda soruyu sorana da seviye atlatıyor. Hatta soruyu sorduktan sonra hafif uzaklara bakarsan ya da kahvenden bir yudum alırsan bonus da kazanıyorsun. Neden mi böyle?

Bir kere bu soruyu sorabilmen için Dünya’nın nereden geldiğini bilmen gerekir. Bu da ciddi bir tarih bilgisine ihtiyacın var demektir. Tabi tarih dediğimizde işin içinde insan olduğu için, sosyolojisi felsefesi de giriyor. Bilimsel gelişmeler de önemli bir yer kapladığı için o konuda da bir kaç bilgin ve buna bağlı olarak fikrin olması lazım falan filan…

Tabi soruyu soran kişi bu söylediklerimi düşünmeden bu soruyu soruyor. Aslında soruyu sorduktan sonraki muhtemel uzaklara doğru bakışı, ya da üfleyerek nefes veren o anlık kederli görüntüsü, farkında olmadan da olsa kendini yücelttiğini ispatlıyor.

Tamam şimdi bu kişiyle hesaplaşmamı sonraya bırakıyorum ve sorunun cevabına odaklanıyorum.

Bana sorarsan dünya hiç bir yere gitmiyor. Dünya hep aynı yerdeydi. İçindeki canlı cansız tüm varlıklar da hep özünde aynıydı sadece biraz şekil değiştirdiler.

Mesela hain hep haindi…

Tahtı ve gücü ele geçirmek için ailesinden birilerini öldüren ve başarılı olup tarihe adını şanla yazdırmış bir dolu kral var.

Şimdi aynısını mevki ve güç sahibi olmak için büyük şirketlerde çalışan insanlar yapıyor. Ama sorsan “Günümüzde artık kimseye güven kalmadı” derler.

Mesela mülkiyet kavramı hep vardı…

İlk mülkiyet kavramı da muhtemelen elinde silah olan ilkel birinin “Şurdan şuraya kadar artık benim benden izinsiz giremezsin” demesiyle ortaya çıktı.

Şimdi aynısını toplumun ortalamasının üstünde serveti olanlar (bunun olması için çalışmadan o paraya sahip olman lazım bir yerden kalmalı) olmayanlara benzer şeyleri söylemiyor mu. Mesela “Ben güvenlikli sitede oturuyorum sen gecekondunda yaşayabilirsin ama benim alanıma giremezsin” diyen çok insan yok mu?

Mesela stalker hep stalkerdı…

Ben lisedeyken ev telefonunu arayıp sesini duyup kapatan tipler vardı. Çok korkunç bir şey anlayamazsınız. Ev telefonu saat 00:30 da çalıyor ve tüm ev ayakta. Gidiyorsun açıyorsun bir sessizlik… Ertesi gün kahvaltı masasında o konu mutlaka anne baba tarafından açılır vs çok zor.

Şimdi gençler en azından sahte hesap açıp mesaj falan atıyorlar ya da bir birlerinin hikayelerini izliyorlar. En azından bir nick var ortada diğerinde sadece nefes duyuyosun çok hastalıklı.

Mesela inanç sömürenler hep oldu…

Abi cenneten arsa satıldı ya orta çağda…Baya da satın alan oldu. Yani çaresizlik ve inanma isteği adamlara tüm servetini ödetti.

Şimdi bunu parası ve statüsü olan, ama aynı zamanda problemleri olan günümüz insanına enerji, olumlama vs diye satıyorlar. Adamalar huzur satıyor resmen. Şimdi geçmişte cennetten arsa satın alan ataları olan sen, buna neden şaşırıyorsun?

Güdenler ve güdülenler hep vardı…

Savaşı kazanan kral, işgal ettiği yerlerde fiziksel gücü yerinde olan insanları toplar ve köle olarak çalıştırırdı. Aslında mantık basit onların yaşamasına izin veriyor ve köleler bu borçlarını çalışarak ödüyorlardı. Çalışmam dersen ölüyordun.

Şimdi bunu modern insanın günde 8 saat çalışmasına benzetebilirsin. 8 saat çalışıyorsun ve sürekli borç ödüyorsun. Borcunu ödediğin sürece iyi bir insansın. Borcunu ödemezsen faturanı ödeyemezsin sonrasını biliyorsunuz zaten…

İşin aslı şu, dünya hep yuvarlaktı, içinde yaşayan insanlar da hep aynıydı. Hatta bugün dünyanın sana göre “kötüye gitmesinin” nedeni senin öve öve bitiremediğin o eski zamanlarda yaşayan insanlardır.

Bugün yaşayan biz, farkında olmadan onları taklit ediyoruz…